Startups.watch verilerine göre 2026’nın ilk dokuz ayında Türkiye’deki girişimler 114 işlemde 274 milyon dolar yatırım alırken, Türk diasporasının kurduğu girişimler 75 işlemde 1,3 milyar dolara ulaştı. Daha az işlemde yaklaşık beş kat yatırım.
Bu farkı yalnızca şirketlerin kuruluş ülkesiyle açıklamak mümkün değil. Sektörler, büyüme aşamaları, hedef pazarlar ve yatırımcı ağlarına erişim gibi pek çok değişken söz konusu. Ancak veriler önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Türkiye’de başarılı olmuş bir girişim, bu başarısını başka bir pazara ne ölçüde taşıyabilir?
Globalleşme, sadece yeni bir ülkede faaliyet göstermeye başlamak değil, mevcut iş modelinin farklı pazarlarda tekrarlanabilir olduğunu kanıtlamak.
Başarının kaynağı taşınabilir mi?
Bir girişimin Türkiye’deki başarısı güçlü bir ürüne, kurucunun ilişkilerine, dağıtım ağına veya yerel düzenlemelere dayanıyor olabilir. Ancak bu avantajlar başka bir pazarda geçerli olmayabilir ya da benzer müşteri ihtiyaçları da benzer satın alma davranışları anlamına gelmeyebilir. Karar vericiler, bütçeler, satış kanalları ve hizmet beklentileri değişebilir.
Dolayısıyla yeni bir pazara girerken sorulması gereken ilk soru, pazarın ne kadar büyük olduğu değil, nelerin orada da çalışacağıdır.
Farklı ülkeler için ürünün, satış sürecinin veya operasyonun büyük ölçüde yeniden kurulması gerekiyorsa, gelir artışı gerçek bir ölçeklenmeye dönüşmeyebilir.
Pazar seçimi aynı zamanda bir sermaye kararıdır
GoGlobal’de konuşan Wamda Capital Executive Chairman’i Fadi Ghandour’un Aramex’in büyüme sürecinde Dubai’nin sunduğu avantajlara ilişkin değerlendirmeleri bu açıdan önemliydi. Rekabet koşulları, iş ortamı ve ulaşım altyapısı, şirketin ihtiyaç duyduğu büyüme koşullarını desteklemişti.
Buradaki ders, en büyük veya en popüler pazarı seçmek değil, iş modelinin en verimli biçimde çalışabileceği pazarı bulmak.
Çünkü bir şirketin yeni pazarda satış yapabilmesi için ikinci bir şirket kurmamalı.
Global yatırımcı neyi finanse eder?
Yabancı yatırım çekmek için mutlaka farklı ülkelerde faaliyet göstermek gerekmiyor. Büyük bir pazarda kanıtlanmış güçlü bir iş modeli de yatırımcılar için cazip olabilir. Aynı şekilde, birden fazla ülkede olmak da tek başına ölçeklenebilirliğin kanıtı değildir.
Yatırımcı açısından önemli olan, büyümenin hangi varsayımlara dayandığı ve bu varsayımların ne kadarının doğrulandığıdır.
İlk müşteriye ulaşmak için yapılan yatırımlar sonraki müşterilerde kullanılabiliyorsa, şirket yalnızca gelirini değil, büyüme kapasitesini de artırıyor demektir.
Bu nedenle yeni pazara girişin başarısını değerlendirirken yalnızca gelir potansiyeline değil, o gelire ulaşmanın maliyetine ve zamanına da bakmak gerekir. İş ortaklarıyla ilerlemek, mevcut altyapılardan yararlanmak ve talebi aşamalı olarak doğrulamak, büyüme için gereken sermayeyi azaltabilir.
Büyümenin hedefi ülke sayısı değil, tekrarlanabilirlik
Her girişimin globalleşmesi gerekmiyor. Bazı şirketler için Türkiye’de derinleşmek, bazıları için bölgesel büyümek, bazıları içinse kuruluşundan itibaren global pazarı hedeflemek daha doğru bir strateji olabilir.
Finberg olarak bizim için belirleyici olan, şirketin kaç ülkede faaliyet gösterdiğinden çok, rekabet avantajını yeni pazarlara ne ölçüde taşıyabildiği ve büyümesini ne kadar sermaye verimli şekilde gerçekleştirebildiği.
Çünkü globalleşmenin gerçek başarısı, yeni bir pazara girebilmek değil, her yeni pazarda sıfırdan başlamadan büyüyebilmektir.


